Bulgaristan Bülteni
AB üyesi Bulgarlar hayal kırıklığı içinde
KÜLTÜR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
KÜLTÜR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Nisan 2017

"Kader Kurbanı" adlı kitap yayınlandı

Bulgaristan'da doğup büyüyen yazar  Osman Kılıç, bu ülkedeki Türklerin yakın tarihini, yaşadıklarından yola çıkarak "Kader Kurbanı" adlı kitabında anlattı.

Harf, Hece ve Cümle yayın grubu tarafından düzenlenen "Kitaba Dair/Harf, Hece, Kelime Söyleşileri"nin dördüncüsü TBMM  Mustafa Necati Kültür Evi'nde yapıldı.

Cümle Yayınları Yayın Yönetmeni Muhsin Mete moderatörlüğündeki kültür sanat söyleşisine, hatıra türünde "Kader Kurbanı" adlı kitabıyla  Osman Kılıç, inceleme türünde "Çağdaş Nogay Edebiyatı" adlı eseriyle Murat Kamil Sütbaş, şiir türünde "Kediyorum Yasını" adlı kitabıyla  Yasin Koç konuk oldu.

Kılıç, söyleşinin ardından AA muhabirine,  Bulgaristan'daki Türklerin yakın tarihini aktardığı "Kader Kurbanı" adlı kitabına ilişkin bilgi verdi.

"Balkan Türkleri, bölgenin tarihiyle ilgilenenler ve insan hakları savunucuları için önemli bir kaynak" olarak nitelendirilen kitaba ilişkin Kılıç, "Kader Kurbanı'nı sadece yazmadım, yaşadım. Kader Kurbanı,  Osman Kılıç'ın değildir.  Bulgaristan Türklerinin, bütün göçmen camiasının kitabı ve hayatıdır. Kitapta, sayısı milyonları aşan bir azınlığın her ferdi ve her göçmen, aynı zamanda kendisini bulacaktır. Çünkü benim çektiklerimi onlar da çektiler." dedi.

Kitabının ilk basımını yapan Kültür ve Turizm Bakanlığında eseri inceleyen komisyonun hazırladığı tavsiye raporuna değinen Kılıç, raporda, kitabı "her Türk gencinin okuması gerektiği" ifadesinin yer aldığını vurguladı. Kılıç, raporda ayrıca "Başka bir millet, başka bir devlette böyle bir kitap yazılmış olsaydı muhakkak film konusu olurdu." denildiğini de belirtti.

Balkanlar ve  Bulgaristan'da yaşayan Müslüman Türklerin elemlerini, yaşadıkları zulümleri anlatan kitap, film ve belgesel sayısının çok az olduğuna dikkati çeken Kılıç, sadece 8.  Cumhurbaşkanı  Turgut Özal zamanında gelen "Aysel" adlı göçmen kızın macerasını konu olan bir film yapıldığını söyledi.

Kılıç, "Kader Kurbanı" adlı kitabının senaryolaştırılmasına ilişkin, "Kitabın filminin yapılması teklifi gelmedi. Fakat genç nesillere bir ibret aynası olmak üzere yapılmasını arzu ederim. Hatta gerekli olduğunu söylemek isterim." diye konuştu.

Kitabı neden yazdığını anlatan Kılıç, "İstedim ki çektiğim çileler, maruz kaldığım felaketler, benim fani ve naçiz vücudumla birlikte mezara gömülmesin. İşte Kader Kurbanı'nı bunun için yazdım. Her Türk gencinin, bilhassa Balkanlar'da yaşayan ve sayısı milyonları aşan Türk gençlerinin tarihlerini bilmesi için, onları bilinçlendirmek için yazdım." dedi.

Kılıç, ayrıca kitabının 4. basımının yapılmasından büyük mutluluk duyduğunu kaydetti.

"İslam'ın İntişarı"

Kılıç, daktilo kullanmayıp, el yazısıyla kağıda döktüğü 650 sayfalık yeni kitabı "İslam'ın İntişarı" hakkında da bilgi verdi.

Bu konuyu seçmesine ilişkin Kılıç, "Son yıllarda Batı Hristiyan dünyasında bilhassa oryantologlar İslam'a ve bizim peygamberimize iftiralarda bulunuyorlar. Çirkin karikatürler neşrediyorlar. Diyorlar ki ekseriyetle 'Muhammed aleyhisselam İslam dinini şiddet ve kılıçla yaymıştır.' Birinci iftira, isnat ettikleri suç bu." ifadelerini kullandı.


14 Nisan 2014

Bulgarlar ve Türkler kötü hatıralara rağmen dostluklarını güçlendiriyor

"Uyanış Hareketi" denen dönem başladığında liseden yeni mezun olmuştu. 1984-1989 yılları arasında etnik Türklere karşı büyük ölçekli bir asimilasyon kampanyası başlamıştı. İsimlerin zorla değiştirilmesi ve Müslümanların ibadetlerinin yasaklanması bu yıllarda gerçekleşti. Mayıs 1989'da Türkiye'ye toplu göç başlarken, çok sayıda etnik Türk de hapse atıldı.
Bulgaristan - Türkiye ilişkilerinin geçmişinde yer alan karanlık dönem, Ankara Merkezli Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu'nun (USAK) çıkardığı altı ciltlik kitap serisinde ayrıntılı olarak yer aldı. “Tarihe Not Düşmek: 1989 Göçü” adlı kitap serisi, Bulgaristan'daki eski komünist rejimin asimilasyon politikasına ve Mayıs 1989'da etnik Türklerin Bulgaristan'dan toplu göçüyle ilgili birinci elden yapılan açıklamalara dayanıyor.
İki millet arasındaki karşılıklı dostluk ve komşuluk ilişkileri 1989 yılında komünist rejimin sona ermesiyle zafer kazanırken, geriye hatıralar kaldı.
Yashar, asimilasyon kampanyasının, dilin Arap-Türk'ten Bulgar-Slav'a kaymasıyla başladığını hatırlıyor. Etnik Türkler, adlarını değiştirmeye zorlandı, ardından kısıtlamalar ve dine uygun cenazeler de dahil olmak üzere halka açık alanlarda Türkçe konuşulması veya İslami ibadetlerin yerine getirilmesi yasaklandı.
Yasakları ihlal edenlere büyük para cezaları verildi ve bazıları hapishaneye ya da Romanya sınırında yer alan Belene işçi kampına gönderildi.
Yashar, polisten ya da yerel birimleri merkezi yönetimin emirlerini yerine getirmekle yükümlü olan, o dönemki adıyla "milislerden" bahsederken "gece yarısı geldiler" diyerek hatırlıyor.
Milislerin babasını götürmek için geldiği gece olanları hatırlarken, "Babamın arkadaşları vardı, bir şeyler olabileceğini duydu ve Bulgar komşularımızdan en azından biz çocukları gece boyunca yanlarına almalarını, böylece gerilmeyeceğimizi söyledi. Erkek kardeşim, kız kardeşim ve ben, Bulgar komşularımızın evindeydik. Bizi gece boyunca evlerinde seve seve ağırladılar" dedi.
Yashar SES Türkiye'ye yaptığı açıklamada, "Sabah her yerde her şey yasaklanmıştı. Bizi okula götürdüler, orada birer birer adlarımızı değiştirmeye başladılar. Arasından seçim yapmamız için bize isim listeleri verdiler ve isimlerini değiştirmek istemeyenlere, sevseler de sevmeseler de herhangi bir isim verildi" dedi.
Yashar, "Yeni isimlerimiz pek kabul görmedi, birbirimize eski adlarımızla hitap etmeye devam ettik, herkes beni Yashka olarak bilir" dedi.
2012 yılında, Bulgar parlamentosu "Uyanış Dönemini" kınayan tarihi bir deklarasyonu kabul etti.
Ancak, bu Yashar'ı pek rahatlatmamış.
"Özür, hiç bir şey ifade etmiyor. Acı yıllar içinde azalıyor, ama zaman alıyor" dedi.
"Tüm bu olanların isim yerleştirme bir hata olduğuna inanıyorum. İnsanlar huzur içinde yaşıyordu. Karışık evlilikler vardı ve her şey yolunda gidiyordu. Bu kadar ileri gitmelerine gerek yoktu" diye ekledi.
Vanya Tyutyundziheva, polisin evlerine gelip ailesini götürdüğü ve adlarını değiştirdiği gece, Yashar ve kardeşlerinin sığındığı evin bulunduğu sokağın karşısındaki evde yaşıyor.
Tyutyundziheva SES Türkiye'ye yaptığı açıklamada, ""Yashka en iyi komşularımdan biridir -- Ona her zaman güvenebilirim" dedi.
Kitaptaki anekdotlar arasında, çok sayıda Bulgarın tren istasyonlarına giderek, komşuları ülkeyi terk ederken göz yaşı döktükleri, geri dönen etnik Türklere kasabalarına geri yerleşmeleri için yardımcı oldukları yer alıyor. Vizelarla göçe tabi tutulanlar, ülkelerin karşılıklı görüşmelere başlamasının ardından Eylül 1989'dan sonra geri dönebildi.
Projenin baş koordinatörü olan ve kendisi de Bulgaristan'ın Kardzhali bölgesinden Türkiye'nin Bursa iline göç eden Muzaffer Vatansever Kutlay,SES Türkiye'ye, çocukluğunda yaşadıklarının onun dışlanma ve kabullenilmeyi çok iyi öğrenmesini sağladığını belirtti.
Kutlay, "Diğer taraftan, ben ve ailem Türkiye'ye göç etmeye zorlanmıştık. O zamanlar 4 yaşında olmama rağmen, her şey sisli bir resim gibi olsa da süreci hatırlıyorum" dedi.
Kutlay, "Evinizi, komşularınızı, sahip olduğunuz her şeyi arkanızda bırakmaya zorlanıyorsunuz. Böylece, dışlanmanın ne anlama geldiğini hissediyorsunuz. Azınlıklar, toplumun zayıf kesimleri hakkında hassas olmanıza neden oluyor. Çoğulculuk konusunda, politik kararların sonuçları hakkında hassas olmanızı sağlıyor. Kendinizi onların haklarını savunmak zorunda da hissediyorsunuz" dedi.
Üç aylık göç süresince, Bulgaristan'dan Türkiye'ye 345.960 kişi göç etti ve bunlardan 133.272'si Bulgaristan'a geri döndü. Bulgaristan doğumlu Türkler, Türkiye'nin, Bursa, İzmir, Çorlu, İstanbul, Edirne, Sakarya, Ankara ve diğer illerine kalıcı olarak yerleşti.
Kutlay, yüksek göçmen sayısının, hem göçmenler hem de Türk yetkililer için ekonomik, sosyal, politik ve altyapı imkanları açısından zorluklar çıkardığını söyledi.
"Madalyonun diğer yüzünde ise kabullenilme var" dedi. "Türkiye'ye geliyorsunuz ve yeni bir toplumun parçası oluyorsunuz. Hayatınızı en baştan kuruyorsunuz. O zamanlar, sizi ülkenin siyasi, ekonomik ve sosyal yapılarına dahil etmek suretiyle, Türkiye'deki insanlar ve devlet size yardım etmeye çalışıyor".
"Tüm bu olumlu gelişmeler size hayatın yalnızca dışlanmaktan ibaret olmadığını ama aynı zamanda kabullenilmeyle ilgili olduğunu da göstermektedir. Yani, sadece siyah ve beyaz değil. Her zaman ikircikli durumlar vardır. Her zaman farklı tercihler vardır. Önemli olan hassasiyetlerinizi hangi yönlerde geliştirdiğinizdir. Yani ben bu vicdana sahibim. Bu, göç deneyimimden elde ettiğim, hayatımın temel prensibidir" diye ekledi.
Kutlay, Bulgaristan'daki Türklerin bu kötü hatırayı unutmalarının mümkün olmadığını söyledi.
"Yine de, bunun iki toplumun ilişkileri üzerinde kötü bir etkisinin olacağını sanmıyorum, çünkü asimilasyon kampanyası ve zorunlu göç,Todor Zhivkov emrinde, iktidardaki Komünist Parti elitistleri tarafından desteklendi. Bulgar halkı, Zhivkov rejiminin hatalarından sorumlu tutulamaz" dedi.
Profesyonel ve akademik ziyaretler için sık sık Bulgaristan'a geri giden ve aynı zamanda geçmişindeki arkadaşlarıyla buluşan Kutlay, tarihin, hatalardan ders alıp onları tekrarlamamakla ilgili olduğunu söyledi.
"Ancak, reel politikada bunu yapmak çok zor. Bu konuyu sürekli vurgulamalıyız. Gelecekte iki toplum arasında etnik çatışma ihtimali olduğunu düşünmüyorum" diye ekledi.
Ankara'daki Bulgaristan Büyükelçiliği'nin ikinci sekreteri olan Yavor Klisurski,SES Türkiye'ye yaptığı açıklamada, 1980'lerin sonunda gerçekleşen olayların iki ülke arasındaki dostluk üzerinde kalıcı bir etkisi olmadığını ifade etti.
Klisurski, "O dönemde yaşadığım bölgede Türk komşularım olmasa da, onlarla ilgili çok şey duydum. Bulgaristan'a geri döndüklerinde komşuları onları iyi karşıladı, çünkü geçmişte mutluluğu ve zorlukları paylaşan yakın arkadaşlardı" dedi.
"Aslında hiçbir siyasi gerilim o ülkede yaşayan etnik Türklerle Bulgarların arasında uzun yıllara dayanan bağları sarsamaz. Hatta Müslümanlara ve Hristiyanlara ait bayramları birlikte kutluyorlardı" diye ekledi.
Ankara'da yer alan TOBB Üniversitesi'nden bir Balkan uzmanı olan Birgül Demirtaş, 1980'lerdeki asimilasyon döneminin acı hatıralarının büyük ölçüde iyileşebileceğini, çünkü Zhivkov rejimi çöker çökmez, yeni Bulgar hükümetinin baskıcı politikaları kaldırdığını ve Türk halkının haklarını iade ettiği söyledi.
Demirtaş SES Türkiye'ye yaptığı açıklamada, "Süreçte, yeni seçilen Avrupa yanlısı Bulgar yöneticilerle Türklerin işbirliği yapma konusunda istekli olmasının da önemli bir rol oynadığı dikkate alınmalıdır. Yıllar boyunca iki komşu ülke çeşitli alanlarda ikili işbirliği konusunda başarılı bir model örneği oluşturdu" dedi.

11 Nisan 2014

'Türkçe zorunlu ders olsun'

45 yıllık totaliter rejimden sonra 1989'da demokrasiye geçen Bulgaristan'da Türklerin çocuklarına okullarda zorunlu ana dil dersleri okutamaması, çözüme kavuşmayan en önemli sorunlarından biri.
1990 öncesi ülkede hâkim olan komünist yönetimin uyguladığı silah zoruyla Bulgarlaştırma ve baskı dönemi geçmişte kalmasına rağmen, bugün Avrupa Birliği üyesi olan Bulgaristan'daki Türkler, ana dillerinde eğitim konusunda zorluklarla karşılaşıyor. Türklerin çocukları, ana dil eğitimini "seçmeli ders" olarak alabiliyor. Yasaya göre, "mecburi seçmeli" statüsünde olan Türkçe dil dersinin haftalık süresi üç saat. Seçmeli ders olarak alındığında süre haftada dört saate kadar uzatılabiliyor.
"Ortağretimde Türkçe mecburi olsun"
Üyelerinin çoğunluğunu Türklerin oluşturduğu Hak ve Özgürlükler Hareketi Partisi (HÖH), muhalefetteyken Eğitim Komisyonu'ndaki görüşmeler sırasında mecburi derslerin arasında Türkçe'ye yer verilmemesine sert tepki göstermişti.

Bulgaristan'da şu an seçmeli olarak haftada en fazla 4 saat Türkçe dersi veriliyor. [Al Jazeera]
HÖH Genel Başkanı Lütfi Mestan, "Komisyon üyelerinin oyları ile yapılan yasa düzenlemeleri resmen ayrımcılık yaratır ve biz, parti olarak buna karşı sert tepkimizi koyacağız" demişti. Mestan, "Haftada 4 saat mecburi ana dil eğitimi yapılır" ifadesinin eğitim yasasında yer almasını önerdi ancak öneri kabul görmedi.
Mestan'ın söz ettiği sert tepki ise bir türlü gelmedi. Bugün HÖH, mevcut hükümette koalisyon ortağı konumunda ve hâlȃ ülkedeki Türklerin çocukları ana dillerini seçmeli ders olarak okuyor.
Ülkede ikinci Türk partisi konumundaki Hürriyet ve Şeref Halk Partisi (HŞHP) ise, HÖH'ün muhalefetteyken popülist söylemlerle ana diline önem verdiği görüntüsü sergilediğini, ancak defalarca hükümet ortağı olmasına rağmen Türklerin ana problemlerini görmezlikten geldiğini savunuyor. Bulgaristan'da ve Türkiye'de faaliyet gösteren ve Bulgaristan Türklerinin temsil edildiği birçok sivil toplum kuruluşu da bu görüşe yakın.
HÖH ve HŞHP, ana dil eğitiminin zorunlu olmasını sağlayamazken, Türklere ait sivil toplum kuruluşları ise güçlü olmadıkları için etkili olamıyorlar.
"Çifte standart var"
Uluslararası Azınlık Araştırmaları ve Kültürler Arası İlişkiler Merkezi'nin (IMIR) Başkanı Antonina Jelyazkova, ana dil eğitimi konusunda Bulgaristan'da çifte standart uygulandığını söylüyor.
Jelyazkova, Bulgaristan'daki milliyetçi çevrelerin Sırbistan ve Arnavutluk gibi ülkelerde yaşayan Bulgar diasporasının ana dil eğitimi için destek verirken, bir arada oldukları azınlıklar için tam tersi tutum sergilediklerini hatırlatıyor.
Antonina Jelyazkova, IMIR'in Bulgaristan'da Türk, Müslüman ve Pomakların yaşadığı iki büyük, iki orta ölçekli şehir ve 10 köyde yaptığı araştırmanın sonuçlarını "üzüntü verici" olarak değerlendirdi. Jelyazkova'nın başkanı olduğu IMIR'in saha araştırmasındaki bazı tespitler şöyle:
  • Bulgaristan'daki eğitim sisteminde tarih dersleri Bulgar etnisitesinin bakış açısıyla sunuluyor.
  • Tarih kitaplarında kendini bulamayan Bulgaristan Türkleri, bilgilerini Türk televizyonlarındaki belgesellerden tamamlamaya çalışıyor.
  • Okullardaki haftalık 4 saatlik seçmeli ana dil eğitimi ve Ulusal Bulgaristan Televizyonu'nun günlük 15 dakikalık Türkçe haberleri son derece yetersiz.
  • 20 yıldır Türkçe ana dili ders kitapları ve diğer eğitim malzemeleri hiçbir şekilde yenilenmedi.

IMIR'in araştırması Bulgaristan'da Türk, Müslüman ve Pomakların yaşadığı bölgede yapıldı. [Getty]
"Ana dil kimliğin temeli"
Filibe'deki Paisiy Hilendarski Üniversitesi Öğretim Görevlisi Harun Bakir, ana dilde eğitim konusunun neden ülkedeki Türklerin ana sorunu olduğunu şöyle anlatıyor: 
"Ana dilini yitirmiş bir şahıs öz kültürünü ve kimliğini de yitirmiş demektir. Bizim çocuklarımıza baktığımızda da, onlarla olan problemimizi incelediğimizde de bu sonuca varmamız mümkündür. Çünkü Bulgaristan’da yaşayan Türk çocuklarının zaman zaman ana dillerine hâkim olmadıklarını görüyoruz."
Dil konusu ülkedeki Türklerin ana sorunu olmaya devam ederken, yine dille ilgili başka bir engelleme parlamentoda kabul gördü. Bu da, seçim kanunundaki, seçim dönemlerinde Bulgarca dışında başka bir dilde propaganda yapmayı yasaklayan madde. Buna göre, Türklerin seçim dönemlerinde organize edilen miting ve toplantılarda Türkçe konuşmaları yasak.

Bulgaristan'da Türklerin seçim mitinglerinde kürsüden Türkçe konuşması yasak. [Al Jazeera]
"Türkçe yabancı dil değil"
Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, geçen hafta Bulgaristan'daydı. Davutoğlu, ziyareti sırasında Türkçe'yle ilgili konuları da Bulgar yetkililerine ilettiğini söyledi.

Sofya'da Bulgaristan'daki Türk gazetecilerin sorularını yanıtlayan Davutoğlu, "Türkçe dediğim, buranın dili, sizin vatandaşlarınızın dili. Türkçe yabancı dil değil. Örnek de verdim; Türkiye'de de Kürtçe konusunda birçok şey vardı ama Kürtçe propaganda serbest bırakıldı ve bu hiçbir şekilde zarar da vermedi. Türkiye'de bu rahatlıkla yapılıyor. Hiç kimseye de zarar vermedi, vatandaşların aidiyet bilinci kuvvetlendi" dedi.
Davutoğlu, "Çocuklar Türkçe eğitim alamazsa, nasıl kendilerini bu topraklara ait hissederler?" diye sordu. 

6 Nisan 2014

Küçük ve reşit olmayan yaşta doğum yapanlar çoğalıyor

“Standart” gazetesinin geçtiği bir habere göre Burgas’ta yaşayan 25 yaşındaki Asya Hasiye, Bulgaristan’da en genç büyükanne oldu. Genç kadının 5 aylık torunu var artık. Asya’nın kendisi, kızını 12 yaşındayken doğurdu. Bu tür haberler artık nadir bir olay değildir, ne yazık ki. Çocukların çocuk doğurduğu erken doğumların sayısı devamlı artıyor. Geçen yılın Eylül ayının sonuna kadar neredeyse hepsi Roman kökenli olmak üzere 14 yaş altındaki reşit olmayan annelerin sayısı, 20’nin üzerindedir. Çocuğu Esirgeme Devlet Ajansının bu konuda alarm vermesi üzerine 1 Nisan’da Burgas’ta “Erken doğumlar ve çocukların hak ile menfaatlerinin korunması” konulu bir tartışma toplantısı düzenlendi.
Küçük yaştaki kızların yaptığı doğumlardaki artış eğiliminden dolayı Çocuğu Esirgeme Ajansı, geçen yılda ülkenin 7 ilinde bulunan doğum bölümlerinde ve 21 “Sosyal Destek” müdürlüğünde incelemeler başlattı. Bu incelemeler sonucu yapılan tespitleri Ajansın Burgas temsilcisi Neyla Murat’tan dinleyelim:
“Hem devlet hastaneleri, hem belediyelerdeki sağlık kuruluşları ve özel hastanelerde incelemeler yapıldı. Alınan verilere göre dünyaya gelen toplam 25 162 çocuktan 24’ü yaşı 14’ün altında olan anneler, 836 çocuk ise yaşı 14 ila 18 arasında değişen anneler tarafında doğuruldu. Reşit olmayan annelerin yüzde 5’lik bölümü için bunun 2. doğum olması daha da endişe vericidir” diyor Neyla Murat.
14 yaşını tamamlamadan doğum yapan küçük yaştaki annelerin tümü, çocuklarını terketmeyi reddetmiştir. Bu bir yandan sevindirici bir durumdur, zira bebekler aile ortamı içinde yaşayacaktır. Diğer yandan ise erken yapılan doğum hem genç kızın hem de bebeğinin sağlığı açısından riskler taşıyor. 14 yaş altındaki “çocuk anneler” için ise bebek sahibi olmak, okula gitmemek ve sosyal dışlanmışlık anlamına geliyor. Böylece genç kızlar, eğitimsiz kaldıkları için gelecekte işsiz olmaya mahküm ediliyorlar. Genelde onlar, ilk doğumdan sonra birkaç çocuk daha doğuruyorlar ve aile, geçinmek için tamami ile devletçe sağlanan sosyal desteklere bel bağlıyor.
14 ila 18 yaş arası olmak üzere reşit olmayan annelere gelince ise onların sadece 5’i çocuğunu terketmiştir. Küçük ve reşit olmayan yaştaki doğum olaylarının sıkılaşması, artık kayıtsız kalamayacağımız bu olayın önlenmesi konusunu gündeme getiriyor. Çocuğu Esirgeme Devlet Ajansı, bu konuda yasal düzenlemelerin yapılmasını öneriyorlar. Ancak yasal düzenlemeler yeterli olacak mı? Roman topğluluğunda bu tür konularda  Roman vakıflarının çalışmaları faydalı olabilir. “Amalipe” vakfından Deyan Kolev’in sözlerine göre, erken evlilik tehlikesinin farkedildiğinde vakıf moderatörlerinin iki gencin velileri ile görüşüyorlar, görüşmelere Roman topluluğunun gayri resmi liderleri de katılıyorlar ve ikna metodu ile yapılan bu evliliğin ertelenmesi yönünde çalışılıyor. Her şeye rağmen gençler birlikte yaşamaya başlarsalar eğer de velilerin gençlerin eğitimini sürdürmeleri ve ilk doğumu ertelemeleri konusunda yükümlülük üstlenmelerinde ısrar ediliyor.

Rüya Taner ve Dinçer Özer, Filibe Devlet Operası'nda konser verecek

T.C. Filibe Başkonsolosluğu ve BULTİŞ’in organizasyonuyla, ünlü piyanist Rüya Taner ve Türkiye’nin başlıca perküsyon sanatçılarından Dinçer Özer 10 Nisan 2014 tarihinde Filibe Devlet Operası’nda bir konser  vereceklerdir.
Türkiye’nin önde gelen yeni nesil piyanistlerinden olan Rüya Taner, bugüne kadar dört kıtada  50’ye yakın ülkede konserler vererek sanatseverlerin beğenisini kazanmıştır. Filibe’deki konserde yer alacak diğer müzisyenimiz Dinçer Özel ise Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası Vurgulu Çalgılar Grup Başkanı olup, ülkemizin seçkin sanatçıları arasında yer almaktadır.
Piyano ve vurgulu çalgılar ikilisi olarak sadece 2013 yılı içinde Türkiye, İngiltere, Slovakya ve en son İtalya’nın Sardunya Adası’nda konserler veren Rüya Taner & Dinçer Özer ikilisi, bu kez 2019 Avrupa Kültür Başkenti adayı ve Balkanların güzel şehri Filibe’de sanatseverlerin karşısına çıkacaklardır.
Klasik piyano eserlerin yanında, Kamran İnce, Ulvi Cemal Erkin gibi Türk bestecilerin eserlerinden de örnekler sunacak olan konsere Filibeliler ve tüm müzikseverler davetlidir.
Giriş ücretsizdir.
 T.C. Filibe Başkonsolosluğu

Başkonsolos Cebeci öğrencilerle buluştu

Görev bölgemizde öğrenim görmekte olan üniversite öğrencilerimizle, Başkonsolosluğumuz rezidansında bugün (5 nisan) biraraya gelinmiştir. Bu vesileyle, öğrencilerimizin çeşitli konulardaki istek/talep ve şikayetleri dinlenmiş, kendilerine ayrıca Başkonsolosluğumuz görevlilerince muhtelif konularda bilgilendirmelerde bulunulmuştur. Öğrencilerimiz, bu tür toplantıların daha sık düzenlenmesi temennilerini dile getirmişlerdir.

T.C. Filibe Başkonsolosluğu
 
Copyright © 2013 BULGARİSTAN BÜLTENİ